İkinci Dünya Şavaşı sırasında İspanya'da Hıristiyanlar tarafından kızgın taşlara oturtulan, katledilen Yahudiler'e Osmanlı Devleti sahip çıkmış, 5 yıl vergiden muaf tutmuş ve beşyüz yıl beslemiştir.
Çanakkale’de 1490′lı yıllarda İspanya ve Portekiz’den kovulan Yahudiler’i Sultan Bayezıt, yağlı kazıklardan kurtarmış ve kutsal topraklarımızda bir misafir gibi ağırlamıştır.
Din, dil ve ırk ayrımı yapmadan, gördükleri zulümden kaçan binlerce kişiyi bağrına basarak insana verilen değeri en iyi şekilde sergileyen Türkler, örnek tutum ve tavrıyla tarihteki en büyük insanlık dersleri veren millet olmuştur.
Peki Yahudiler ne yapmışlar? Birinci Dünya Savaşı’ndan İngilizler’in galip çıkacağı düşüncesiyle Filistin topraklarında hak kazanmak ve İngilizlere yaranmak maksadıyla, Çanakkale Boğazı’ndaki düşman ordularına katılmak ve Türkler’e karşı savaşmak üzere karar aldılar… Bu sevda uğruna Mısır’da bulunan Yahudiler arasından işsiz gençlerden oluşan bir gönüllü taburu kurarak Çanakkale’ye sevkettiler...
Yahudinin vefa borcu ödeme usulü; Genlerinde ki ihanet, hainliktir...
Yahudi Lejyonunun Doğuşu
Kendilerine asırlarca kucak açan Osmanlı’ya İngiliz üniformasıyla Çanakkale ve Filistin’de silah çeken “Gönüllü Yahudiler Birliği” kuruldu.
İlk önce “Siyon Katırcı Kuvveti” adı altında Gelibolu Cephesi’nde, yardımcı birlik olarak görevlendirilen Yahudi Lejyonu, Mısır’dan Çanakkale Boğazı etrafında mevzilenen İngiliz birliklerinin ihtiyacı olan katırların nakledilmesinde kullanıldılar.
1915 başlarında Mısır, mülteciler ve düşman ülkelerin özellikle de Rusya’nın vatandaşları oldukları için Osmanlı hükümeti tarafından Filistin’den çıkarılan binlerce Yahudi’nin bulunduğu bir yerdi. Bu durum dolayısıyla özellikle Filistin’e yönelik olarak, Yahudiler’in duygularından faydalanmak amacıyla, İngilizler, Yahudiler’den gönüllü asker toplamaya karar verdiler. Siyonistler zaten eskiden beridir bunu arzuluyorlardı. Böylece Yahudi lejyonu için gönüllü listesi oluşturulmaya başlandı.
Yahudi gönüllülere daha aktif görev verilmesi ve Filistin’de Yahudi devletinin kurulması için savaşmak amacıyla yaptığı yazışmalar ve İngiliz Hükümeti ile varılan anlaşma neticesi, Ağustos 1917′de, İngiliz Ordusu içindeki Yahudi Lejyonu resmen kurulmuş oldu. Lejyon, nihai olarak “Eretz-İsrael” için savaşmış olacaktı. Jabotinsky, İngilizler nezdindeki lobi faaliyetlerinde, Siyonist lider Weizmann’ın büyük desteğini görmüştü.
Yahudi Lejyonu, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, İngiliz Ordusu’na Filistin’in ele geçirilmesinde yardımcı oldu. Ancak ilk sıcak yardım, gizli Yahudi istihbarat teşkilâtından gelmişti. “Nili” adı verilen ve Aaronsohn Kardeşler tarafından kurulan bu teşkilat, Filistin’in güneyindeki Beerşeva’nın işgal edilmesine vesile oldu.
İngilizler, Aralık 1917′de de Kudüs’ü işgal edip “Kraliyet’e Noel hediyesi” olarak gönderdikten sonra, 38′inci (Tüfekli) Tabur’dan oluşan Yahudi Lejyonu Filistin’in kuzey bölgeleri ile bugünkü Ürdün ve Suriye sınırlarının kontrol altına alınmasında kullanıldı.
İngiliz Ordusu için savaşırkan ölen bu Yahudi gönüllüler için kurulan askerî mezarlıklar, bugün dahi Filistin’in her yerinde bulunmaktadır. Bunlardan biri, İbrani Üniversitesi ve Hadassah Hastanesi yakınındaki Scopus Dağı’ndaki mezarlıktır.
Jabotinsky’nin İngiliz makamları nezdinde revizyona gidilmesi talebine rağmen Yahudi Lejyonu, 1921′de İngiliz yetkililer tarafından hükümsüz kılınarak faaliyetlerine son verildi.
Siyonistlerin de gayretleri sonucunda, Osmanlı Birinci Dünya Savaşından mağlup çıkmış ve 1918′deki Mondros ateşkesi ile fiilen dağıllma sürecine girmişti. Filistin’de ise, Milletler Cemiyeti’nin kararıyla, İngiliz manda idaresi kurulmuş; başına da İngiliz vatandaşı Yahudi Siyonistlerden ve Balfour’un mimarlarından Herbert Samuel atanmıştı. Weizman’ın sevincine diyecek yoktu: “Onu bu mevkiye biz getirdik. O, bizim Samuel’imizdir.” William Ziff, “2 bin yıl sonra Filistin’e gelen ilk Yahudi yönetici” ifadesiyle tarif ettiği Samuel’in gelişini Yahudilerin “yeni bir Musa sevinci ve çılgınlığıyla karşıladıklarından” söz etmektedir. Artık İsrail’in inşası için hiçbir mani kalmamış; her türlü şart ve zemin en elverişli bir kıvama getirilmişti.
1982’de İsrail’in, Ariel Şaron’un kararıyla başlattığı Lübnan işgali, bir süredir Filistin topraklarında savaşan ve aslında vicdanlarıyla da savaşan birçok askerin canına tak ettirmişti. Bir komşu ülkeye saldırı planına “tekrar” alet oldukları düşüncesiyle “Bu kadarı fazla” demeye, “Her şeyin bir sınırı var” demeye başladılar ve bu askerlerden hapis cezasına mahkûm edilen Sergio Yahni‘nin İsrail Savunma Bakanı’na yazdığı ve “Suçunuza ortak olamam” diye başladığı mektubu
“...Bir Yahudi olarak ordu bile denemeyecek güruhun Filistin’de işlediği suçlar beni tiksindiriyor. Böyle bir orduda yer almamak bir Yahudi ve bir insan olarak görevimdir. Ben soykırım kurbanı bir halkın çocuğuyum; çılgın politikalarınızın bir parçası olamam. Bir insan olarak, insanlık suçu işleyen herhangi bir kurumda yer alamam.”Tüm bu gerçekler değerlendirildiğinde Türkiye için PKK ne ise Dünya içinde Siyonistler aynı teröristlerdir.
Fakat bu bizim açımızdan bakıldığında görülen tablodur.
İşsiz Yahudi gençlerini Çanakkale'ye gönderip İngiliz askerine katırcı yapan Siyonistler ile işsiz Kürt gençlerini dağa kaldıran PKK arasında bir fark yok. Her ikiside belli güçlerin iradesinde kullanılan cahil insanlardır.
İngiliz-Siyonist işbirliği düşünüldüğünde terörist başını ziyaret eden İngiliz avukat bana direkt olarak İngiliz-PKK işbirliği çağrışımını yapıyor.
PKK terörünün doğuşu ve hedeflenen Ermenistanın da hangi sinsi güçlerin hesapları olduğunu kestirmek zor olmasa gerek.
Amaç hep aynı...
0 yorum:
Yorum Gönder